Boşanmanın Çocuklar Açısından Sonuçları

Boşanmanın Çocuklar Açısından Sonuçları | Av. Muhammed Emin KIRICI
Boşanmanın Çocuklar Açısından Sonuçları | Av. Muhammed Emin KIRICI

BOŞANMANIN ÇOCUKLAR AÇISINDAN SONUÇLARI    

Boşanma davalarının sonuçlanması ile birlikte çocuklar açısından;

1) Çocukların Velayeti

2) Çocuklar İle Kişisel İlişkilerin Kurulması

3) Çocukların Bakımı

belirtilen üç hususta karar verilecektir.

  1. Çocukların Velayeti    

Çocukların velayetinin kime bırakılacağı hususunda hâkim karar vereceği sırada; tarafların mali durumlarını, yaşlarını, boşanmada kusurlu olup olmadıklarını büyük öneme sahip değildir çünkü asıl önemli olan çocuğun üstün yararının korunmasıdır. Velayet hangi tarafa bırakıldığı takdirde gelişimi, eğitim, öğretimi ve yetiştirilmesi daha iyi sağlanacaksa o tarafa bırakılması gerekmektedir. 

Bununla birlikte önemli olan çocuğun menfaatinin korunması olduğu için; akıl hastası olan, küçük düşürücü bir suçtan dolayı hakkında mahkûmiyet kararı verilen, haysiyetsiz hayat süren kişiye çocuğun velayetinin bırakılmaması gerekmektedir. 

Anlaşmalı olarak boşanan çiftlerin aralarında velayete ilişkin yapmış oldukları anlaşmalar hâkimi bağlamamaktadır.

Yine hâkim velayeti kime vereceği hususunda bir karar vermeden önce anne, babayı dinlemeli; çocuk vesayet altında ise vesayet makamını da dinlemesi gerekmektedir. Çocukların birden fazla olması halinde ise mümkün mertebe aynı tarafa velayetlerinin verilmesi genel anlamda uygun bulunmaktadır ancak böyle bir zorunluluk yoktur.

Türk Medeni Hukuku’nda açıkça bir hükümle ortak velayet kabul edilmemiştir. Ancak 11 No’lu Protokol ile Değişik İnsan Haklarını ve Ana Hürriyetleri Korumaya Dair Sözleşme ’ye Ek 7 No’lu Protokol’ün 5’inci maddesine göndermek yapmak üzere Yargıtay 2. Hukuk Dairesi ortak velayetin Türk kamu düzenine açıkça aykırı olmadığını belirtmiştir. Her iki tarafta açıkça kaşı çıkmıyorsa, çocuğun üstün yararları gözetiliyor ve hâkim de takdir ederse çocuğun velayeti her iki eşe ortak olarak verilebilir. 

Boşanamda Çocukların Velayeti İle İlgili Yargıtay Kararları

“…Müşterek çocuk A. B. 10.03.2008 doğumlu olup, yaşı gereği ana bakım ve ilgisine muhtaçtır. Davalı-davacı annenin yanından, baba tarafından Isparta’ya götürüldüğü, 26.12.2011 tarihine kadar da anne yanında kaldığı anlaşılmaktadır. Velayetin anneye verilmesi halinde, çocuğun bedensel ve ruhsal gelişimini olumsuz etkileyeceğine dair dosyada inandırıcı bir delilde bulunmamaktadır. Gerçekleşen bu durum karşısında velayetin davalı-davacı anneye verilmesi gerekirken, dosya kapsamına uygun olmayan uzman raporuna dayanılarak yazılı şekilde hüküm tesisi doğru görülmemiştir…” Yargıtay 2.H.D. 2013/7215 Esas 2013/30585 Karar 24.12.2013 Tarih

  1. Çocuklar İle Kişisel İlişki

Velayetin bir eşe verilmesi ile birlikte diğer eşin velayet hakkı sona ermektedir. Ancak bu sonuç sebebiyle velayet kendisine bırakılmayan tarafın çocukları ile kişisel ilişki kurması engellenemez. Çocukları ile kişisel ilişki kurmak boşanan eşlerin en doğal hakkıdır. 

Türk Medeni Kanunu’nun 182’inci maddesinde bu husus düzenlenmiştir

Madde – 182: Hâkimin Takdir Yetkisi

“Mahkeme boşanma veya ayrılığa karar verirken, olanak bulundukça ana ve babayı dinledikten ve çocuk vesayet altında ise vasinin ve vesayet makamının düşüncesini aldıktan sonra, ana ve babanın haklarını ve çocuk ile olan kişisel ilişkilerini düzenler. 

(Ek ikinci fıkra:24/11/2021-7343/37 md.) Mahkeme, kararında kişisel ilişki düzenlemesinin gereklerinin yerine getirilmemesi hâlinde, çocuğun menfaatine aykırı olmamak kaydıyla velayetin değiştirilebileceğini ihtar eder. 

Velâyetin kullanılması kendisine verilmeyen eşin çocuk ile kişisel ilişkisinin düzenlenmesinde, çocuğun özellikle sağlık, eğitim ve ahlâk bakımından yararları esas tutulur. Bu eş, çocuğun bakım ve eğitim giderlerine gücü oranında katılmak zorundadır.

Hâkim, istem hâlinde irat biçiminde ödenmesine karar verilen bu giderlerin gelecek yıllarda tarafların sosyal ve ekonomik durumlarına göre ne miktarda ödeneceğini karara bağlayabilir.”

Hakim boşanma kararında açıkça velayeti kendisine bırakılmayan tarafın çocuk ile ne şekilde, ne zaman, ilişki kurabileceğini kararlaştırır. Hakim kişisel ilişkiyi takdir ederken hem anne babayı hem de çocuğun durumunu ve şartlarını göz önünde bulundurmalıdır. 

Öyle ki olağanüstü haller mevcutsa çocuğun menfaatlerine uygun düştüğü ölçüde çocuk ile kişisel ilişki kurulmasını isteme hakkı TMK 325 uyarınca üçüncü kişilere ve özellikle hısımlarına da tanınabileceği kabul edilmiştir. 

  1. Çocuklar İle Kişisel İlişki Hakkında Yargıtay Kararları

“…Ana ve babadan her biri, diğerinin çocuk ile kişisel ilişkisini zedelemekten, çocuğun eğitilmesini ve yetiştirilmesini engellemekten kaçınmakla yükümlüdür. Kişisel ilişki sebebiyle çocuğun huzuru tehlikeye girer veya ana ve baba bu haklarını birinci fıkrada öngörülen yükümlülüklerine aykırı olarak kullanırlar veya çocuk ile ciddi olarak ilgilenmezler ya da diğer önemli sebepler varsa, kişisel ilişki kurma hakkı reddedilebilir veya kendilerinden alınabilir. Toplanan delillerden davalının davacıyı tehdit ettiği, küçükle kişisel ilişkisini zedelediği, bununla da kalmayarak küçüğü 23.9.2001 tarihinde okuldan kaçırdığı ve halen de yükümlülüğüne aykırı olarak velisi olan davacıya teslim etmediği belirlenmiştir. Türk Medeni Kanununun 324. maddesi koşulları oluştuğundan davanın kabulü ile ana ile küçüğün kişisel ilişkisinin kaldırılmasına karar verilmesi gerekirken yazılı şekilde hüküm kurulması doğru bulunmamıştır.” Yargıtay 2.H.D. 2003/7602 Esas 2003/10488 Karar 09.07.2003 Tarih

“… Davalının celp edilen icra dosyasında kişisel ilişki günlerinde çocuğu bulundurmadığı, değişen adresini dosyaya bildirmediği ve müteahhit araştırmalara rağmen de adresinin bulunamadığı böylece çocuğun davacı ile kişisel ilişkisini engellediği anlaşılmıştır. Davalı, çocuğun aile bağlarını özellikle fikri gelişmesini kötü etkileyecek bir davranış içerisine girmiştir. Bu durumda velayetin değiştirilmesine (743 SK. 149, 4721 SK. 183) karar verilmesi gerekirken davanın reddi usul ve kanuna aykırıdır.” Yargıtay 2.H.D. 2002/3930 Esas 2002/4731 Karar 04.04.2002 Tarih

  1. Çocukların Bakımı (İştirak Nafakası)

Çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi velayeti kendisine bırakılan tarafın sorumluluğunda bulunacaktır. Ancak Medeni Kanun’un hükmü uyarınca diğer taraf ise çocuğun bakımı ve eğitimiyle ilgili giderlerine katılmakla yükümlüdür. İşte velayeti kendisine bırakılmayan tarafın çocuğun bakımı ve yetiştirilmesi için yükümlü tutulacağı nafaka iştirak nafakasıdır. 

Hâkim iştirak nafakasının miktarını serbestçe belirler. Yargıtay yerleşik içtihatları uyarınca da hâkim iştirak nafakasına taraflar istemde bulunmamış olması halinde dahi re’sen hükmetmekle yükümlüdür.

İştirak nafakası miktarı belirlenirken tarafların ekonomik durumu, çocuğun ihtiyaçlarını göz önünde bulundurarak takdir etmesi gerekmektedir. 

İştirak nafakası çocuğun ergin olmasına kadar devam edecektir. Ancak istisnası çocuğun eğitiminin devam ediyor olmasıdır. TMK 328/2: “Çocuk ergin olduğu halde eğitimi devam ediyorsa, ana ve baba durum ve koşullara göre kendilerinden beklenebilecek ölçüde olmak üzere, eğitimi sona erinceye kadar çocuğa bakmakla yükümlüdürler.” denilmektedir.

İştirak Nafakası Hakkında Yargıtay Kararları

  1. “… Çocuğa nafaka verilmesi kadının ayrı yaşamda haklı olup olmamasına bağlı olmayıp, çocuğa fiilen bakan eş diğer eşten nafaka isteyebilir. O halde mahkemece, davacının ve müşterek çocuğun geçimi için gerekli, davalının geliri ile orantılı olacak şekilde, TMK.nun 4. maddesindeki hakkaniyet ilkesi de gözetilerek, uygun bir nafakaya hükmedilmesi gerekirken, yanılgılı değerlendirme sonucu yazılı şekilde davacının tedbir nafakası talebinin reddine karar verilmiş olması doğru görülmemiş, bozmayı gerektirmiştir….” Yargıtay 3.H.D. 2008/2365 Esas 2008/5152 Karar 24.03.2008 Tarih
  2. “… iştirak nafakası çocuğun ergin olması ile yasa gereği son bulur (TMK md.328). Somut olayda da çocuklardan Yasin yargılama aşamasında reşit olmuştur. O halde Yasin yönünden artırılarak hükmedilen nafakanın ergin olduğu tarihe kadar hükmedilmemesi doğru görülmemiştir.” Yargıtay 2.H.D. 2004/2077 Esas 2004/2603 Karar 23.03.2004 Tarih